18 Temmuz 2012 Çarşamba

Çalışan Bir Anne ve Evladı

Kapıdan içeri girer girmez neşeyle bağırdı: 


'Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu? ' 
'Görmüyor musun? Telefonla konuşuyorum.'


Hiç kimsenin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu. Her şey erteleniyordu telefon ve araba söz konusu olduğunda. Bir de eve misafir gelecek oldu mu kendisine hiç yer kalmıyordu. Nerelere gitsin idi? 

Annesi kapattı telefonu.Mutfaktan tencere kaşık sesleri geliyordu.Koşarak yanına gitti. 'Sana yardım edeyim mi? ' dedi en sevimli halini takınarak. Annesi manali manali bakti. 'Hayırdır. Bir yaramazlık falan yapmadın değil mi ? Bak bir de seninle uğraşmayayım. Çok yorgunum zaten.'

Yorgunluk nasıl bir şeydi?Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında  anneannesi oyuncağı yavaşça elinden alır: 'Nasıl da yorulmuş yavrucak. Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni' diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi. Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer, peki o zaman annesi neden kendisiyle böyle kızgın kızgın konuşuyordu. 'Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem öyle söylüyor.' 'Uykuya dalayım da gül kokuları kusur kalsın. Yorgunluktan ölüyorum.' 

Bu kelimeden nefret ediyordu.Yorgunum.Yorgun olduğumdan.Böyle yorgun yorgunken... 'Annecigim sen yorulma diye...' 'Yemekte konuşuruz çocuğum. Bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar bunlari bitirmem lazım. Hadi sen oyna biraz.' 'Hani siz yoruluyorsunuz ya...' 'Eeee....' 'Ben de oynamaktan yoruluyorum.' 'Ne yapayim? ' 'Bilmem...' Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardi. Işıklar söndü birden. Annesi öfkeyle söylenmeye başladı. 'Mum da yok' diye karıştırdı dolapları el yordamıyla. 

Çocuk sırtüstü yatıp, anneannesinin köyünü düşündü.Gaz lambasının ışığında Deli Tavşan Masalı'nı anlatışı aklına geldi. Deli tavşanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne.Anneannesi gibi iki ellerini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak tavşan kafası yaptı. 'Bak deli tavşana' diyerek parmaklarını oynattı. Yoldan geçen arabaların farları duvardaki tavşana yol açtı. Tavşan alabildiğine hür dolaştı sağda solda. Otlarla, kuşlarla konuştu. Sonra yorgun düştü. Duvardaki görüntü o minik avuçlarının açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça kanepeden aşağı sarktı.Neden sonra ışıklar geldi.Kadın çocuğun hiç konuşmadığını fark etti birden.Kanepeye koştu.Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya dalmıştı. Masanın üstündeki dosyalara baktı iğrenerek.Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu içini.Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu.Çocuk sanki bu öpücügü bekliyormuşçasına:

'İşin bitince beni sever misin anne?' dedi.Kadın,sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı.

1 yorum:

Mark Suzan dedi ki...

Çok beğendim hikayeyi.GGerçekler böyle,ve hiç kimse hayatından memnun değil ama bir şeyleri kaybetmekten korkuyorlar.Halbuki zaten çok şey kaybediyorlar